Bangkok

TAYLAND,

“Dünyanın merkezine gidiyorsunuz” deseler aklınıza neresi gelirdi? Veya dünyanın merkezinden beklentiniz ne olurdu? Eğlence, kültür gezisi, yemek turu? Gezdiğim onlarca şehir içinde hepsini aynı anda veren ve bana kendimi tam da dünyanın merkezinde hissettiren tek yer Bangkok oldu! Üstelik böyle hissetmek için de çok fazla bir şey yapmama gerek yoktu, sadece “sokakta olmam” yeterliydi!

Bangkok tam anlamıyla sokaklarda yaşanacak bir şehir. Keyif almak için özel yerler aramanıza gerek yok. Turist telaşına kapılmadan, şaşkınlık verici bir özgüven ve özgürlük hissiyle Bangkok’ta hiç sıkılmadan dolaştım. Aklımdan geçen tek şey “Her şeyi bırakıp buraya yerleşsem, hiç yabancılık çekmem” oldu.

Şehirde geçirdiğim 5 günü tekrar tekrar gözümün önüne getirdiğimde hissettiklerim tam olarak da bunlardı. “Yapılacaklar listem” oldukça kabarıktı. Ama önce şehrin karmaşık ve bir o kadar da etkili ulaşım sistemini çözmemiz gerekliydi 🙂 Ulaşım demişken, bu gezinin yıldızı bizim için Maps.me isimli uygulama oldu. İnternet yokken bile önceden kaydedilen noktaya göre yön bulan Maps.me‘yi indirmenizi tavsiye ederim.

Bangkok’ta bot, metro, otobüs, tuk tuk ve taksi gibi oldukça fazla ulaşım opsiyonu var. “Önce nehri bir görelim” diyerek, ilk olarak bot olayını çözmeye koyulduk. Bangkok’ta nehir çok efektif kullanılıyor. Sadece karşı kıyıya geçmek için değil, yatay bir rota da çiziyor. Sirkeci’den Ortaköy’e hic trafiğe girmeden botla geçtiğinizi düşünün 🙂


 Nehir kıyısı birkaç yıl sonra şu halinden farklı gözükecek. Bu evlerin yerine büyük oteller ve merkezler yapılması planlanıyormuş…

Nehir turu için resimdeki gondol tipi turistik botları tercih etmedik. Halkın da kullandığı normal botlara bindik.

En çok turuncu bayrak hattını kullandık. Burada botların istikametini bayrak renklerinden anlayabilirsiniz. Khaosan’a en yakın istasyon 13 numaralı Phra Arthit.

Trene hiç binmedik, ara ara otobüs de kullandık. Bangkok yürüyerek keşfedilecek bir şehir değil, illa ki bir araç kullanmak gerekiyor. Tuk tuk ve taksi hakkımızı gece çok yorgun olduğumuz zamanlara sakladık 🙂

Bileti otobüsün içinde alabilirsiniz. Bozuk para kutusunu nasıl seri kullandıklarını görünce şaşıracaksınız 🙂

Wang Lang

Bangkok’un sokaklarda yaşandığından bahsetmiştim. Burayı özel kılan başlıca noktalar bence pazar yerleri. Yeme, içme, alışveriş…Çok turistik olmadığını duyduğum Wang Lang Market’i listemin en başına almıştım. Botla çok kolay ulaştık kendisiyle aynı isimli durağa. Burası halkın alışveriş yaptığı ve yemek yediği bir açıkhava pazarı. İlk görüşte İstanbul Mahmutpaşa’yı hatırlatıyor diyebilirim 🙂 Ufak lokantalar, seyyar satıcılar, giysi dükkanları ve meyveciler…Civardaki mini pasajlar ve hanların içi dopdolu, insan “Acaba atladığım bir şey var mı” diyerek tekrar tekrar gezmek istiyor her birini.

Yarım günümüzü Wang Lang’a ayırdık. Ufak tefek bir şeyler atıştırdıktan sonra, öğle yemeğine karar vermeye çalışırken, yolun diğer yarısında gezimizin en güzel noktalarından biriyle karşılaştık. Masanın üstündeki büyük porsiyon yeşillikleri ve salataları görünce, “Acaba bir grup arkadaşın veya dükkan sahibibin masası mı” diye düşündük ama sonra fark ettik ki, orası birbirini tanımasalar bile insanların karşılıklı oturduğu ve ortadaki yiyecekleri paylaştıkları bir lokanta. Ana yemek ortada bir tencerede kaynıyor ve dükkan sahibi tabağınızı dolduruyor. Yemeği aldıktan sonra, masadakilere ortak oluyorsunuz ve evinizdeymişcesine yemeğinizi yiyorsunuz.

Tayland, zaten mutfağına hayran olduğum bir ülke. Üstüne, bu samimi ortam da eklenince yemekler ayrıca lezzetli geliyor.


Normalde yemek seçen biri olmama rağmen, burada değişik gördüğüm her şeyi yedim. Takoh, hindistan cevizi kremalı bir nevi puding. Hatta çeşit olsun diye tatlı sevmeyen arkadaşıma da böğürtlenlisini aldırdım 🙂

Bangkok ve Tayland’la ilgili detaylı yeme içme yazım burada.

Flower Market (Pak Khlong Talat)

Ulaşım ve bot hattını çözmeye çalışırken, tesadüfen buraya da girdik. Hatta listemde olduğunu sonradan fark ettim. “Sabah saatlerinde git” diye not almışım ama kaçırmış olduk haritayı çözmeye çalışırken 🙂 Bu pazar, Tayland’ın dört bir yanından gelen tüm çiçeklerin toplandığı ve satıldığı yer. Butik çiçekçiler de buradan alıyor çiçeklerini. Ayrıca sebze meyve de satılıyor. Biz gittiğimizde neredeyse öğlen olmuştu ve fazla çeşit kalmamıştı.



Yüzen marketler / Floating Market

Pazarlar Bangkok’un sadece sokaklarını değil, nehrin üstünü de kaplamış durumda 🙂 Floating market denen bu nehir üstündeki seyyar marketler, seyahatimden önce beni en çok heyecanlandıran şeylerden biriydi. Aslında biraz gözüm de korkmuştu, çünkü genelde tur şirketlerinin tekelinde olduğu için kendi başımıza yapabileceğimize emin değildim. Bir de çoğu sadece haftasonu açık olduğu için, planımızı iyi yapabilmemiz önemliydi. Bizim bulunduğumuz dönem haftaiçine denk geldiği için, her gün açık olan Damnoen Saduak’a gidebildik. Burası Google’a “Bangkok yüzen market” yazınca ilk çıkan fotoğrafların çekildiği yer 🙂 Artık tamamen turistik olsa da, gerçekten güzel bir deneyimdi. Kendimiz planladık ve neredeyse yüzde 70 ucuza getirdik. Detayları ve bu geziyi nasıl kendi imkanlarınızla yaptığımızı şu yazımda ayrıca anlattım.

Chinatown

Sıra şehrin göbeğinde. Buraya “göbek” denmesi aslında merkezilikten öte, karın doyurmak için en çok seçeneğin burada olmasıyla alakalı. Balıkçılar, meyveciler, büyük marketler…Karnımız çok aç olduğu için, burayı detaylıca gezmeye fazla vaktimiz olmadı aslında. Bir sonraki gelişimde bir tam gün ayırmak isterim.

Tayland’da yenebilecek en güzel şey sanırım deniz ürünleri. Hem ucuz hem çeşit bol. Bir de her yerde bulmak o kadar kolay ki…Kalamar, karides, yengeç…İstanbul’da öğle yemeğinde karidesli salata yemek kulağa ne kadar lüks geliyorsa, burası için o kadar olağan. Arkadaşımla birlikte deniz ürünleri tutkunu olduğumuzdan, halkı çok şanslı saydık 🙂

“Hangi restaurantın önü kalabalıksa orada ye” mantığından yola çıkarak, önünde uzun bir kuyruk olan T&K Seafood’u seçtik. Siparişlerimizi biz kuyruktayken aldılar ve elimize fişimizi verdiler. Tayland’ın her yerindeki bu serilik ve organizasyonu seviyorum 🙂

Jumbo karides, deniz ürünleri salatası, kalamar cake ve ismini not almayı unuttuğum çorba…Fotoğrafta gördüğünüz tüm yiyeceklere (bira dahil) 1000 Baht ödedik.

Chinatown’dan dönerken tuk tuka bindik…Chinatown – Khaosan arası yaklaşık 150 baht…İyi pazarlık ederseniz belki 100 baht 🙂

Meşhur Khaosan Road

Backpacker cenneti Khaosan Road, gitmeden önce, en çok vakit geçireceğimizi düşündüğümüz ama akşamları sadece bir saat ayırdığımız bir sokak olarak kaldı. Bar, cafe, sahte designer ürünler, tur şirketleri, pansiyonlar…Ne ararsanız var. Ucuz konaklama seçenekleri arayanlar burayı seçse de, çok gürültülü olacağını düşündüğümüz için biz paralel sokağı olan Soi Rambutti’de kalmıştık.


Yine de Bangkok’a gelen herkesin biraz vakit geçirmesi gereken bir yer burası. Sokak partisi konseptinde, herkes içkisini istediği yerden alıp takılabiliyor. Biz “Hangi bar daha güzel müzik çalıyorsa oraya oturalım” diye düşünürken fark ettik ki zaten bütün müzikler birbirine karışıyor. Yaş ortalaması beklediğim kadar da küçük değildi. Hafta içi, hafta sonu fark etmiyor, burası her daim kalabalık ve eğlenceli.

Khaosan’dan daha çok sevdiğimiz sokağımız Soi Rambutti’nin girişi…

Burada yeme-içme seçenekleri o kadar fazla ki…Ve kesinlikle Khaosan’dan daha keyifli…

Pansiyonumuz Lamphuhouse…
Bahçesi ve restaurantı da olması, sabah kahvaltı ve kahve keyfi için çok elverişliydi. Tekrar gidersek yine burada kalırız diye düşünüyoruz.

Skybarlar

Benim için şehrin simgesi sokaklar ve pazarlarsa, kimileri için de skybarlar…New York’la kıyaslanan bir skyline olunca, bundan maksimum seviyede yararlanılmış ve gökdelenlerin terasları barlara dönüştürülmüş. Sokakta taksiciyle 50 Baht için pazarlık yaparken, buralarda bir içkiye 750-800 baht vermek biraz sinir bozucu ama gelmişken gidelim dedik. Bu tarz barlar, daha çok turistler ve Bangkok’da yaşayan yabancılar tarafından ziyaret ediliyor. Çoğuna girmek için de dress code var, parmak arası terlik ve atletle almıyorlar örneğin.

Lebua’dan Bangkok 🙂 Lebua’nın skybarı 64. katta. Aynı zamanda Sirocco isimli bir restaurant da bulunuyor. Eğer rezervasyonunuz yoksa bu kubbeli tarafa almıyorlar ama bizim şansımıza o akşam fazla kalabalık yoktu ve rica ederek geçebildik.

Lebua, özellikle Hangover filmiyle bilinmeye başlamış. Aslında bir nevi turistik aktivite olmuş durumda. Çatıda herkes elinde telefonla fotoğraf çekmeye çalışıyordu bizim gibi 🙂 Tayland insanının güleryüzlülüğü burada da devam ediyor. Sadece bir içki içmiş olsanız bile – hatta sadece soda sipariş edenler bile vardı, herhangi bir tavır içine girmiyorlar. Personel, fotoğrafınızı çekmeyi kendisi rica edip, telefonunun flaşıyla destek ışık bile yapıyor 🙂

Bir diğeri Central World alışveriş merkezinin çatısındaki Red Sky Bangkok. Buraya saat 4 ile 6 arası Happy Hour olduğu için gittik 🙂 Kokteyller 400-600 Baht arası değişiyor. Özellikle günbatımını izlemek için tercih ediliyor burası da.

Skybarlar, Bangkok’daki iki ayrı yaşamın belirgin bir göstergesi gerçekten de. Fiyatlar arasında çok büyük bir uçurum var. Bangkok’un “lüks” yüzünü görmek isteyenler bunun için ayrı bir bütçe ayırmalı. Biz de ayırmıştık aslında ama bir iki tanesine girmek yetti ve kalan bütçeyi kendi sokağımızdaki barlarda harcamaya karar verdik. Skybarlar için getirdiğimiz kıyafetlerin çoğunu da hiç giymeden İstanbul’a geri getirdik 🙂

Asiatique

Burası için, benim tanımım “Bangkok’un Amerika’ya dönük yüzü” oldu 🙂 Şehrin trafiğinden uzak olması biraz rahatlatıyor, nehir kıyısında olması da öyle. Saphan Taksin durağından, ücretsiz bota binerek ulaşabilirsiniz. Lokal hayattan ziyade, biraz turistik bir panayır yerine benziyor…Yeme içme fiyatları, yerel marketlerin biraz üzerinde. Burayı biraz Los Angeles’taki Santa Monica Beach’e benzettim.

*Şehirdeki en iyi dolar/baht çevrimini Super Rich isimli döviz bürosu yapıyor bu arada. Havalimanında vaktimiz olmadığı için uğrayamamıştık, şehir merkezinde de hiç bürosunu bulamadık. Bir tane Asiatique’te gördük, her yer 31’den bozarken Super Rich 32 veriyor.


Asiatique’in en keyifli yanı ise dönüşüydü 🙂 Botu hep gündüz kullandığımız için, nehir üstünde şehrin gece manzarasını da görmüş olduk.

Wat Arun’a yaklaşırken…Özellikle geceleri çok güzel görünüyor.

Tapınaklar

Tayland, dünyada Budist nüfusun en yoğun olduğu yer (yüzde 95). Görülecek çok fazla tapınak var. Ama açıkçası herhangi kültürel bir bağ kuramayınca, tapınakları gezmek sadece “turistik bir aktivite” olarak kaldı benim açımdan. Bangkok’tan ayrılmadan bir gün önce Wat Arun ve Wat Pho’ya gittik. Emerald Buddha ve Grand Palace’a çok kalabalık olduğu için girmedik.

Wat Arun / Temple of the Dawn
Wat Arun, Bangkok’ta gördüğüm Budist tapınaklar içerisinde, mimari açıdan en çok beğendiğim oldu. Diğer tapınaklar birbirine yakın mesafedeyken, Wat Arun nehrin karşı kıyısında bulunuyor ve botla geçerken izlemesi çok güzel, özellikle geceleri. Bangkok’un da simgelerinden biri kabul ediliyor. Buraya giden bot 4 Baht. Tüm tapınaklara girişte “dress code” var, özellikle kadınlar için omuzlar ve bacaklar örtülü olmalı. Erkekler de atlet tipi kolsuz tshirtle giremiyorlar. Hazırlıksız gelenler için kapıda örtü veriyorlar.


*Wang Lang market, Wat Arun’a yaklaşık 25 dakika yürüme mesafesinde. Nehrin karşı tarafına geçmişken, ikisini aynı güne sığdırabilirsiniz.

Wat Pho / Reclining Buddha
Wat Arun’dan çıktıktan sonra tesadüfen 4 Baht ücreti olan ve direkt Wat Pho’ya giden botu bulmamız süper oldu. Bangkok’a gitmeden önce en merak ettiklerimden biri bu Yatan Buda heykeliydi. 45 metre uzunluğunda ve 15 metre yüksekliğindeki bu devasa heykel, Buda’nın ölümünü/Nirvana’ya ulaşmasını temsil ediyormuş.

Kompleks özellikle bu heykel için ziyaret edilse de, bahçesinde de vakit geçirmek keyifliydi. Wat Pho, aynı zamanda Tay masajı ve geleneksel Tay tıpbilimi için merkez kabul ediliyormuş.

Tapınaklardan çıktıktan sonra neredeyse yapmak istediğimiz her şeyi yapmış ve baya da yorulmuştuk. Bangkok’ta son günümüzü yine çok sevdiğimiz sokağımız Soi Rambutti’de yemek yiyerek ve bir şeyler içerek geçirdik. Ertesi gün Koh Phangan’a gidiyorduk ama aslında hala buraya doyamamış gibiydik…

Favorimiz Chang…İçimi çok güzel bir bira…Fiyat 70-110 Baht arası değişiyor mekana göre.

Son bir pad thai yemeden de ayrılmak istemedik…Bangkok’tan sonra çok yerde yedik ama en güzeli sokaklarda yediğimizdi…

Bu ülkeyi kadar sevmemim en büyük nedenlerinden birinden henüz bahsetmedim: Tayland halkı. Gezdiğim ülkeler içinde, yaşadığım Türkiye de dahil, böyle içten ve dürüt insanlar nadir gördüm. Bu sadece onlardan alışveriş yaptığınız için olan yapmacık bir içtenlik değil. Mizaçları böyle. İngilizcelerinin yetmediği anlarda bile, ellerinden gelen yardımı yapıyorlar ve sizinle iletişim kurmaya çalışıyorlar. “Bu turu bizden alma, karşı firma tam senin istediğin saatlerde başka tur yapıyor, ona bak” diyebiliyor. Satıcılar birbiriyle rekabet değil, yardımlaşma içindeler. Turizmin ülkeleri için ne kadar önemli olduğunun farkındalar ve bunu korumak için ellerinden geleni yapıyorlar…Tüm bu etkenler birleşince, Tayland’ın turizm alanındaki başarısına da hak veriyor insan ve daha ayrılmadan tekrar gelme planları yapıyor benim gibi…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir.