Euro’ya Rağmen Paris

FRANSA,

Gezdiğim onca ülke ve şehir arasında benim için en özel olanlardan biri Paris…Bunun başlıca sebeplerinden biri, tek başıma gittiğim ilk şehir olması. Arkadaşlarım, ailem veya orada beni bekleyen tanıdığım biri olmadan gitmiştim Paris’e. Şehre varıp koca binaları ve bulvarları görünce “Ben burada ne yapacağım tek başıma” diye korkmuş ama 1 hafta sonunda “Keşke burada yaşasam” düşünceleri eşliğinde Türkiye’ye dönmüştüm.

“Paris’i neden bu kadar sevdim?” diye de çok düşündüm sonrasında. İlk sebep, sanırım tek seyahat ettiğim ilk şehir olduğu için sonsuz özgürlük duygusuydu. İstediğim gibi gezebilmiştim şehri. Hatta bu yazımda tek başına seyahat ile ilgili bazı notlarımı yazmıştım. Belki de bu yüzden Paris bana aşk veya romantizm değil tamamen yalnızlık şehri gibi gelmiştir hep. Burada kendi başınıza vakit geçirmek hiç zor değil, bir restoranda yalnız başınıza oturup şarap içebilir, yemek yiyebilirsiniz. Kimse de size bakmaz veya sizi yadırgamaz. Dünyanın en çok ziyaret edilen turistik şehirlerinden biri olsa da turist gibi hissetmezsiniz. Her yanında farklı bir hikaye olduğu için sıkılmazsınız da. 1 ay kalsanız bile Paris’i tam anlamıyla gezmiş sayılmazsınız lafı çok doğru bence.

Evet, keşke bu sefer 1 ay kalıp şehrin tadını daha fazla çıkarabilseydim ama malum Euro/Tl dengesi sadece Paris değil, tüm Avrupa seyahatlerimi etkiledi. 2009’da 2.15 olan Euro, bugün 3 katı olunca Paris’te o kadar uzun kalmak pek de mümkün olmuyor. Buna rağmen, Paris gezilmeyecek veya ateş pahası bir şehir değil. Bu gidişimde 3 gün kaldım ve şunu iddia edebilirim ki eğer Paris’e gitmeyi çok istiyorsanız, standartlarınızda bazı değişiklikler yaparak Paris’te “hayatta kalabilir”, hatta bazen lükse bile kaçabilirsiniz.

Konaklama

Benim için sadece Paris değil, dünyanın her yerinde ilk konaklama seçeneği hosteller. Hem bütçe hem de sosyalleşme şansı açısından bence hosteller muhteşem alternatifler. Bu sefer de, geçen gittiğimde kaldığım 3 Ducks Hostel‘i seçtim. Lokasyon olarak Paris’te en iyi puanı alan hostel burası. Özellikle ilk kez gidenler için Eyfel’e yürüme mesafesinde olması iyi bir avantaj. Hostelde kahvaltı dahil, kişi başı gecelik rakam 30 Euro’ydu. Ayrıca mutfağı da bulunduğu için marketten alışveriş yapıp kendiniz de yemek pişirebilirsiniz. Bir dahaki gidişimde de Generator Hostel’i denemeyi düşünüyorum. Şurada hostel seçerken nelere dikkat ettiğimi yazmıştım.

Hostel, 8.hat üzerinde gayet merkezi bir konumdaydı. Kendi içinde barı olması da dışarı çıkmak istemediğiniz zamanlarda vakit geçirmek için ideal.

Ulaşım

Fransa’nın birçok şehrine göre Paris uçak biletleri ucuz kalıyor. Çok fazla uçuş olduğu için alternatif de çoğalıyor. Ben Kasım’daki seyahatimden 1 ay öncesinde 900 Lira’ya THY ile aldım biletimi. Normalde Pegasus’la uçsam da, THY bu sefer daha uygundu. Tabii Kasım ayı olmasının da etkisi var. Eğer yaz aylarında gidiyorsanız, son dakika alacağınız biletler biraz pahalı olabilir. Şehre vardıktan sonra ise ulaşım epey bir rahat. Hatta sanırım dünyanın en rahat ulaşım sistemi Paris’te. Şehrin her noktasına ulaşan metro hattı sayesinde rahatlıkla seyahat edebilirsiniz. Biletler Kasım 2018 itibariyle 1.90 Euro. Ben 10’lu bileti 14.90’a aldım ve neredeyse 3 gün yetti. Hava yağmurlu olmasaydı belki ona bile ihtiyacım olmazdı çünkü Paris yürüyerek bile çok rahat keşfedilecek bir şehir. O yüzden, gider gitmez Parispass gibi bir karta yatırım yapmanızı tavsiye etmem. Şehrin temposuna alıştıktan sonra kararınızı verebilirsiniz. Havalimanından trenle Gare du Nord’a ulaşmak için tren bileti ise 10 euro ve aynı bileti buradan metro aktarması yapacağınız zaman da kullanabilirsiniz.

Neredeyse her mahallede bir metro istasyonu var. Şimdiye dek gittiğim tüm şehirler içinde, ulaşım açısından en rahat olduğum yer Paris’tir.

Yeme İçme

Paris’te dünyaca ünlü restoranlar ve pastaneler olsa da, gayet sıradan yerlerde de lezzetli şeyler yiyebilirsiniz. Benim ara öğünler için bir numaralı durağım her zamanki gibi süpermarketler oldu. Monoprix, Franprix ve Carrefour ayaküstü bir şeyler atıştırmak için ideal noktalar. Bu marketlerde bir de mini servis alanı olması direkt orada yiyip çıkabilmek adına da oldukça pratik.

Restoran ve kafelerde yemek için de şehirde oldukça yaygın olan Happy Hour’ları takip edebilirsiniz. Özellikle Rue Rambuteau çevresinde sıkça rastlayabilirsiniz bu restoranlara. Onun dışında öğrenci nüfusunun yoğun olduğu Bastille ve Latin Quartier uygun fiyatlı yeme içme alternatifleri açısından zengin. Yine özellikle Bastille civarında uygun fiyatlı Uzak Doğu restoranları bulunuyor.

Aslında Türk Lirası’na çevirmeden direkt Euro olarak hesaplanırsa, Paris’te yeme-içme pahalı değil. Hatta lüks olarak kabul edilen yiyecekleri oldukça ucuza yiyebilirsiniz 🙂 Biz gitmeden önce istiridye için Happy Hour yapan ve tanesini 1 Euro’ya satan restoranların listesini yapmıştık. Bunlardan en meşhur olanı ISTR’ye gittiğimizde saati kaçırmıştık ama sonra çok daha iyi bir fırsat yakaladık. İsmini maalesef not almayı unuttuğum bir restoranın önündeki tezgahtan 10 Euro’ya 12 tane istiridye aldık ve paket yaptırdık. Hatta sağolsun satıcı açılması ayrı bir çaba gerektiren istiridyeleri bizim için açtı. Bu arada Paris’te paket yaptırmak, restoranda yemekten çok daha ucuz. Bizim istiridyelerin fiyatı eğer orada yeseydik 25 Euro’ydu. Çoğu restoranda da zaten “A emporter” yani paket (take away) için ayrı rakam yazar. Montmarte civarında da paket yaptırabileceğiniz çok güzel şarküteri ve balıkçılar var.

Şaraplar ise Tl olarak bile düşününce ucuz. 4-5 Euro’ya bir kadeh şarap içebilirsiniz çoğu bistroda. Happy Hour yakalarsanız daha da uyguna gelebiliyor. Hatta kahveyle aynı fiyat olduğu için ben çoğu zaman gündüzleri bile kahve yerine şarap içmeyi tercih ettim 🙂

Tadına bakmadım ama iyi olduğunu tahmin ettiğim minyatür şarap. Fiyat 2,50 Euro.

Montmartre çok güzel olsa da buradaki restaurantlar biraz turistik…

Tatlıları da genelde paket yaptırmayı tercih ettim. En bilinmedik pastanelerde bile tatlılar çok lezzetli.

Gezilecek Yerler

Paris’te yapılacak ve görülecek onlarca şey var. Müzeler, parklar, bahçeler, anıtlar ve birçok sanat merkezi. Ben daha önceki gelişimde Louvre ve D’Orsay müzelerini detaylıca gezmiştim, o yüzden tekrar girmek istemedim. Eğer bu müzeleri gezecekseniz, metro kullanımı da kapsayan Parisspass almanız daha avantajlı olabilir. Bu arada, sürekli değişen bir bilgi olsa da, Ekim-Mart arasında, her ayın ilk pazar günü Louvre ve D’Orsay ücretsiz. Geziniz bu tarihlere denk geliyorsa mutlaka değerlendirmelisiniz bence. Güncel bilgi web sitelerinden edinilebilir.

Geçen geldiğimde kapalı olduğu için giremediğim Victor Hugo’nun evini bu sefer gezebildim. Aynı zamanda bir sergi alanı olan binada, Hugo’nun yaşadığı daireye giriş ücretsiz. Benim en sevdiğim yazarlardan biri olduğu için güzel bir deneyimdi ama fazla bilmeyenler için de dönemi anlamak adına hoş bir ziyaret olacaktır. Evin, şehrin en güzel noktalarından biri olan Place des Vosges’da olması da ayrı bir güzellik katıyor, özellikle sonbaharda. Hugo dışında Balzac’ın evine de giriş ücretsiz ama oradaki eşyaların çoğunun kaldırıldığını öğrendiğim için gitmedim.

Paris’te oldukça güzel parklar da var. Benim en sevdiğim park olan Jardin de Luxembourg’da, daha önceki gelişim yaz mevsiminde olduğu için piknik yapabilmiştim. Bu sefer çok yağmur olduğu için böyle bir fırsat yakalayamadım ama tekrar gitmek için kendime bahane yaratmış oldum 🙂

Notre Dame Katedrali’ne geçen geldiğimde çok sıra olduğu için girmemiştim. Bu sefer, 11 Kasım Armistice Day gününe denk gelince, akşamki ayin sırasında herkesi içeri alıyorlardı. Bu sayede ben de giriş ücreti ödemeden girmiş oldum. Bu tarz özel günlere denk gelirseniz, şehirdeki benzer noktalara ücretsiz girebilirsiniz.

Paris, hava şartlarına rağmen kasım ayında inanılmaz güzel oluyor. Bir de düşük sezon olduğu için yaz aylarındaki turist kalabalığı olmayınca şehir çok daha kendi halinde ve doğal.


Gece Hayatı

Avrupa’da gece hayatı denince akla Paris’in gelmediği aşikar. Ama bu Paris’te eğlenemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Bizim beklentimiz sadece keyifli vakit geçireceğimiz barlar olduğu için Bastille ve Latin Quartier yeterli geldi. Mekanlar çoğunlukla akşam 9’dan sonra dolmaya başlıyor ama öncesinde yine Happy Hour düzenleniyor. Metro cuma ve cumartesi günleri gece 2’ye kadar çalışıyor. Zaten akşamları dışarı çıkmayı düşünüyorsanız, tatilinizi bu günlere denk getirmenizi öneririm, çünkü pazar günleri Paris’te ve Fransa genelinde çoğu yer tatil.

Gece eğlencesi başlamadan önce Bastille meydan civarındaki mekanlarda takılmak makbül.

Bastille’deki en meşhur barlardan biri Yellow Mad Monkey. Müzikler ve dekor çok güzeldi.

Latin Quartier’de bulunan Le Requin Chagrin…Burası tamamen yerlilerin geldiği ufak samimi bir bar. Happy Hour’da kokteyller 5 Euro. Ayrıca Belçika birası da satıyorlar.

Aklımız Moulin Rouge’da kalmadı değil tabi. Hatta bir ara, acaba girsek mi diye düşündük. Ama en ucuz bilet 120 Euro’dan başladığı ve neredeyse uçak biletimizle aynı rakama denk geldiği için, birkaç sene sonra Euro düştüğü zaman Paris’e geri gelmeye söz vererek ayrıldık kapısından…Çok da üzülmedim aslında. Paris’e tekrar gelmek için bir sebep daha eklemiş oldum listeme böylece…

 

 

Yorum Yap

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir.