Hamburg

ALMANYA,

Hamburg Almanya’nın en büyük ikinci şehri…Birçok “ikinci şehir” gibi ya “başkent”ten sonra ziyaret ediliyor ya da daha popüler şehirlere tercih ediliyor. Berlin’in gölgesinde kalması, çok fazla “turistik olmamak” gibi bir artı olarak yazılıyor Hamburg’un hanesine 🙂 Bu durum, benim gibi Berlin’i çok da sevmemiş biri için çok daha büyük bir anlam ifade ediyor tabii, bu gezi sonrası Almanya’yı daha sık ziyaret etmeye karar veriyorum örneğin…

Varmadan önce şehrin ulaşım yapısını ve haritayı detaylı incelemiştim, vardığımda tahmin ettiğimden daha kolay ve kompakt olduğunu fark ettim. Havalimanından direkt S1 tren hattıyla, şehir merkezindeki Central Station/Hauptbahnhof’a ulaştım. En merkezi olduğu için Generator Hosteli seçmiştim. Şehir genelindeki diğer hosteller gibi biraz pahalıydı. Başka bir Avrupa şehrinde bu fiyata otel bile bulmak mümkün olabilir. Pahalılık tabii bizler gibi Türk Lirasını Euro’ya çevirerek harcamak zorunda olanlar için geçerli 🙂 Yoksa birim fiyat olarak hesaplanınca Hamburg için ucuz kalıyor. Çünkü Hamburg Almanya’nın Münih’le beraber en pahalı ikinci şehri.

Havalimanı ve şehir merkezi arası ulaşım çok kolay. Bilet kontrolü veya bileti valide ettirme durumu yok ama şehirdeki ilk günüm olduğu için riske atmadım tabii 🙂

Generator baya iyi ve profesyonel bir hostel. Bir adres sorduğumda, resepsiyonist Google Maps’ten çıktısını alıp verdi 🙂 Kendine ait bar ve restaurantı da var.

Hamburg’daki en büyük şansım, Mayıs standartlarına göre çok iyi bir havayla karşılaşmak oldu. Halk bile şaşkındı havanın bu denli iyi olmasına, yaklaşık 20-24 derece arasıydı…Belki de bu yüzden Hamburg’u tam bir dışarıda aktivite yapmalık şehir olarak buldum. Göl kıyısında kahveni iç, limanda müzik dinle, parkta kahvaltı yap…Öğle arasında ve haftaiçi bile halkı parka keyif yaparken görünce insan  imreniyor.

 

Alster kıyısı en sevdiğim noktalardan biri oldu bu gezi boyunca…Generator Hostel buraya oldukça yakın.

Akşamüstü buluşma noktası 🙂

Şehrin simge yapılarından biri Rathaus (Townhall). Her yere yürüyerek gittiğim için her gün geçtiğim bir nokta oldu. Burası limana yaklaşık 30 dakikalık yürüme mesafesinde.

Evet, Avrupa’nın çoğu kentinde durum zaten böyle, standartlar yüksek, ekonomik sıkıntı yok, en önemlisi “yarın” endişesi yaşanmadığı herkesin halinden belli. Hamburg’u sadece bu klasmanda değerlendirirsek, sıkça benzetildiği bir İskandinav şehri olarak görmek mümkün. Ama Hamburg sadece bir korunaklı bir fanus değil, bir taraftan da asi bir yanı var. Bunu da bence limanına ve meşhur semti St Pauli’ye borçlu 🙂

Kanal şehri olduğu için Hamburg’da dolaşmak çok zevkli…

Hostele yerleştikten sonra çok fazla vakit kaybetmeden yola düştüm. Cumartesi olduğu için limanın hareketli olacağını tahmin etmiştim zaten ama bu kadarını beklemiyordum. Liman çevresindeki cafeler, barlar tıklım tıklımdı. Sokak müzisyenleri, akşam St Pauli’ye eğlenmeye gidecek olanların ön partileri, benim gibi “nereden başlasak” diye düşünenler…Avrupa’daki diğer liman kentlerini de görme şansım oldu ama Hamburg limanı kesinlikle bir başka…Sadece ticari bir bölge değil, aynı zamanda kocaman bir yaşam alanı. Bir an, acaba bu civarda bir hostelde mi kalsaydım diye düşünmedim değil 🙂

St. Pauli Landungsbrücken…Sandeman’s Europe‘un akşam 7’deki bir yürüyüş turuna katılmayı planladığım için başlangıç noktası olan bu iskeleye uğradım önce…

Liman kenti olması Hamburg’a çok fazla şey katmış. Birincisi malum zenginlik 🙂 Zaten Hamburglu’lar limana “İncimiz” diyorlarmış. Nüfusun yüzde 20’si limanda çalışıyor. İlerleyen günlerde de burada birkaç saat mutlaka geçirdim, öyle bir defa görüp geçilecek bir yer değil 🙂 Mayıs ayının ikinci haftasında limanın yıldönümü kutlamaları yapılıyormuş, bir sonraki gezimi bu tarihlere denk getirmek istiyorum.


Hamburg’lu meşhur Fritz…

Liman bölgesinin ve hatta tüm Hamburg’un sembolik yapılarından Elphilormanie binası…İnşası sırasında o kadar çok masraf yapılmış ki, halk “madem bizim vergilerimizle yaptınız, giriş ücreti ödemeyiz” demişler. Bu da turistler için bir avantaja dönüşmüş 🙂  Şehri 360 derece izlemek için güneşli bir günde yapılacak en güzel ve ücretsiz aktivitelerden biri.

Speicherstadt…Burası dünyanın en büyük depo kompleksinin bulunduğu yüz yıllık bir ambar bölgesi. Mimari sevenler için harika örnekler sunuyor Hamburg anlayacağınız.

Liman başlı başına bir atraksiyon ama bir de yolun karşı tarafı ve Hamburg’u Hamburg yapan St Pauli var…Burası hakkında araştırma yapmak istediğinizde karşınıza çıkan ilk imajlar sadece gece kulüpleri veya seks shoplar olabilir. Halbuki burası şehrin tüm zenginliğinin karşısında duran zıt bir direniş bölgesi. 1981’de başlayan polis karşıtı olaylarla, birçok ev halk tarafından işgal edilmiş ve şu an çoğu halkın oluşturduğu bir yönetimin idaresi altında ve devlete kira ödemiyor. Şehri de aslında ikiye bölüyor, St Pauli ve Hamburg birbirinden ayrı iki eyalet gibi…

Şehirdeki yapılaşmaya karşı bir direniş sergilemek amaçlı kurulan Park Fiction… Buradaki her şey hayalgücü ürünü olarak eklenmiş. Yani aslında sıradan bir parktan ziyade bir sanat projesi. Gezi parkı olayları sırasında, destek amaçlı, isminin başına Solidarity eklenmiş. Hamburg’dayken cafelere, restaurantlara tıkılmanın hiç gereği yok, biranızı alıp ya göl kıyısında ya da burada takılabilirsiniz. Akşam 10’a kadar sokakta bira içilebiliyor eğer yanlış anlamadıysam 🙂

“Liverpool’da doğmuş olabilirim ama Hamburg’da büyüdüm!”

Bu sözü John Lennon’a söyleten şeyi, şimdi az çok anlayabiliyorum. Beatles’ın ilk kez sahne aldığı, Lennon’ın ve daha birçok grup üyesinin tutuklandığı yer St/Pauli Hamburg…

Ben akşam 7-8 arası gittiğim için henüz atraksiyon başlamamıştı 🙂 Makbul olan saat 11’den sonra gelmek ve sabaha kadar burada kalmakmış. Bu meşhur sokağın ismi Grosse Freiheit. Beatles’ın ilk sahne aldığı bar günümüzde hala açık olan Indra.

Bu bölgede fotoğraf çekmek pek tavsiye edilmiyor, o yüzden aceleyle yakaladım çoğu kareyi.

Hamburg’un hatta neredeyse Almanya’nın en meşhur ve yoğun polis binası Davidwache…Böyle atraksiyonlu bir bölgede meşhur olmaması beklenemezdi…

Bu tabela duvarın arkasında çocukların ve kadınların girmesinin yasak olduğu Herbertstrasse var…Amsterdam’daki ünlü Redlight District’in bir benzeri…

St Pauli gece eğlenmek için Hamburg’da gidilebilecek en iyi yer. Ama ben ertesi günümü öldürmemek için erken ayrıl. Burası için de eğlence hakkımı Hamburg’a tekrar gideceğim günlere saklıyorum. Bir de zaten Pazar sabah erken kalkmak için çok daha güzel bir bahanem vardı: Altona Fischmarkt

İki tür ziyaretçisi var bu balık pazarının, ya sabaha kadar St Pauli’de eğlenip, buraya son demler için gelenler ya da hem alışveriş yapıp hem dolaşmak için uğrayanlar. Ben vardığımda sabah 8.30 gibiydi ve depoda rock konseri vardı 🙂 Eğlenenler, dans edenler, bira içenler ya da kahvaltı yapanlar….Satıcıların korsanları andıran bağırışları, buranın klasik bir Avrupa pazarı olmadığını gösteriyordu resmen…Videoları Instagram hesabımda storylere sabitledim 🙂


Kahvaltımı ben de balık sandviçle yaptım. Alman mutfağı denince, akla sosis ve ona eşlik eden kocaman biralar gelmesi çok normal. Ama aslına bakarsanız, bunlar daha çok Güney Almanya’ya özgü görüntüler. Hamburg, liman kenti olması ve İskandinavya’ya daha yakın olmasından doları deniz ürünlerinin daha çok tüketildiği bir şehir.

Franzbrötchen Hamburg’a özgü bir çörek. Saat hala çok erken olduğu için bira yerine kahve ve çörekle güne devam etmeyi seçtim.

Tüm sabahı Fischmarkt’ta geçirdim. Hatta bizim Karaköy’ü andım, keşke bizde de olsa diye hayıflandım da.

Fischmarkt haftanın diğer günleri de açıkmış ama asıl olay Pazar sabahları 🙂 Eğer Hamburg’a gidiyorsanız, seyahatinizin Pazar gününe denk gelmesini mutlaka sağlayın bence.

Genel olarak Almanya, bir gurme ülkesi sayılmasa da, hamburgerin doğduğu şehre gelmeden önce uğrayacağım ünlü burgercilerin listesini yapmıştım.  Ama şehirde vakit geçirmeyi çok sevince, bütün o restaurantları aramaya üşendim. Soğuk bir dönemde gidersem, hepsini gezebilirim 🙂 Zincir burgercilerden Jim Block’a birkaç kere gittim, Burger King ve McDonalds’a göre çok daha iyi kesinlikle.

En meşhur burgercilerden Dulf’s 🙂 Böyle bir menuye birayla birlikte yaklaşık 14 Euro ödüyorsunuz…

Burgerden ziyade buranın olayı balık ekmek… Liman civarındaki seyyar büfelerden alınıp, banklarda yemesi makbül 🙂 Ortalama fiyat 4-5 Euro. Bu sandviçlerin genel ismi Fischbrötchen. Yağda veya tavada pişirilmiş olanları var.

Minyatür müzeye gitmedim, hem ilgimi çekmiyordu hem de yerel bir rehberden duyduğum kadarıyla tamamen turistik bir yapıydı. Hava kötü olsaydı muhtemelen vakit geçirmek için giderdim ama ben parkta takılmayı tercih ettim. En çok Planten un Blomen’a gittim…Burada çok güzel bir car/restaurant da var.

Genelde Rathsherrn birayı tercih ettim. Yaklaşık 1000 yıldır Hamburg’da üretim yapan bir imalatçı marka bu.

Hamburg’un meşhur barlarından Altes Mädchen. İçinde yüzlerce bira çeşidinin satıldığı bir dükkan da var. Gelenler kolilerle bira alıyordu 🙂


Hamburg Amsterdam’la sıkça kıyaslanıyor. Ben Hamburg’u kesinlikle çok daha yaşanabilir buldum ve sevdim. Amsterdam, plato üzerine kurulmuş maket bir şehir gibi geliyor bana, Hamburg ise fazlasıyla gerçek…

 

 

 

Yorum Yap

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir.