Madrid

İSPANYA,

Ekim ayının ilk haftası Madrid’deydim. İspanya’da daha önce Barcelona’yı ziyaret etmiştim ve açıkçası çok da sevmemiştim. Ama sevmem gerektiği yönünde çok görüş aldığım için yakın zamanda tekrar gideceğim. Madrid ise gerçekten sevdiğim ve geçirdiğim 4 gün boyunca her dakikasından keyif aldığım bir şehir oldu.

Madrid’in biraz kapalı kutu olduğunu söyleyerek başlayayım. Keyif alacak şeyleri kendiniz buluyorsunuz, ki zaten bu şehirde her şeyden keyif almak mümkün. Sıkıldığınız zaman, her an dolu olan cafelerden birine girip, kendinizi oranın yerlisi gibi hissedebilirsiniz. Oradan kalkıp müzeleri gezmeye başlayabilirsiniz. Güzel kısmı, hayat geç saatlere kadar devam ediyor, birçok şehirdeki “turist koşuşturmasını” yaşamıyorsunuz yani…Ben Cumartesi günü öğlen 3’e doğru şehre inip, hostelime yerleştim. Şehri dolaşmaya çıktım ve saat 6 ile 8 arası ücretsiz ziyaret edilebilen Prado Müzesi’ne yetiştim.

Kaldığım hostel, Calle Sagasta denilen cadde üzerinde, merkezi sayılabilecek bir noktadaydı. Birçok yere yürüyerek ulaştım, sadece vakit kazanmak istediğimde metroya bindim. Hava 26-29 derece arası değişiyordu, bu da şehri daha keyifli kıldı elbette. Kışın gitsem belki böyle mutlu hissetmezdim.

Gitmeden önce özellikle yemek konusunda çok seçeneğim olduğunu biliyordum. Yine diğer Avrupa başkentlerinden farkı şu ki, yemek gerçekten ucuz ve bol. Tapas, kalamar, sangria, zeytin çeşitleri ve daha birçok seçeneğiniz var. Hiç ana yemek yemedim desen yeridir.

İspanyolca bilmiyorsanız, işiniz biraz zor. Ama burada her yol Plaza Mayor’e çıkıyor 🙂 Yolunuzu kaybettiğinizi düşündüğünüzde, burayı sorarsanız, herkes bilecektir 🙂 Şehrin bu meşhur meydanı, her saat canlı ve eğlenceli, özellikle akşamları. Burada pahalı restaurantlar da var, ucuz büfeler de. Bir kalamar sandviçe 2,7 Euro ödedim örneğin. Madridliler’in özellikle, gece alkol sonrası tercih ettikleri yiyeceklerin başında bu sandviç geliyor.

En çok tüketilen yiyeceklerden bir diğeri ise Churros. Bizim tulumba tatlısına benziyor, daha az şerbetlisi ve daha çıtırı. Çikolata eşliğinde servis edilen churros, kahvaltıda bile yeniyor. Ben, tavsiye üzerine San Gines isimli tarihi mekanda denedim. 1 porsiyonda 6 parça var ve fiyatı 4 Euro. Yer bulmak biraz sorun, beklemeniz gerekiyor. Yine de buna değer olduğunu düşünüyorum ve Madrid’e giden herkese tavsiye ediyorum.

Yemek için en sık önerilen yerlerden biri olan “Mercado de San Miguel”e de iki kez uğradım. Pazar günleri ve özellikle akşamüstü çok kalabalık oluyor, öğlen 12-1 arasını tercih edebilirsiniz. Burası değişik standların olduğu bir pazar yeri. Kapalı çarşının küçüğü 🙂 Birkaç atıştırmalık ve bir içkiye yaklaşık 10 Euro ödüyorsunuz. Sangriayı beğendim, bir de limon aromasın yoğun olduğu Ambar isimli bira güzeldi.

Şehrin en gözde eğlence yerlerinden biri olan Latina bölgesi, sürekli hareketli ve her zevke göre café/bar bulabileceğiniz bir nokta. Yer bulmak biraz sorun, her zaman çok kalabalık.

Şehirdeki geziniz, Pazar gününe denk geliyorsa, Retiro Park’ta vakit geçirmeniz birçok Madridli tarafından tavsiye edilecektir. Burası Madrid’in ilk en büyük parkı ve Madrid’in akciğeri olarak görülüyor. İçinde 15.000 ağaç var (mış).

Neleri kaçırdım?

Vaktimi doğru planlayamadığım için Kraliyet Sarayını ve Sofia Reina müzesini gezemedim. Biraz da güzel havanın tadını çıkarmak istediğim için kapalı alan yerine sokaklarda olmak istedim.

Tekrar gider miyim?

Kesinlikle evet. Hem yukarıda yazdığım yerlere gitmek ve yine keyif yapmak için gideceğim. Bu sefer hava güzel olursa denize girmek için Valencia’ya da geçmeyi düşünüyorum. Benzer geziler için şu iki siteye bakabilirsiniz www.raileurope.com ve https://www.alsa.es/

Ulaşım

İstanbul-Madrid arası yaklaşık 3 saat 40 dakika sürüyor. Barajas Havalimanı şehirden yaklaşık 40 dakika uzaklıkta. Hem otobüs hem de metro ile ulaşım mümkün. Ben Airport express isimli otobüsle (5 Euro), Atocha tren istasyonuna vardım. Bu otobüs her 20 dakikada bir kalkıyor, bileti şoförden alabiliyorsunuz. Oradan otobüs ve hatta taksiyle gideceğiniz yere ulaşabilirsiniz. Otobüs ve metro bileti 1,5 Euro. Çoğu otobüste ücretsiz wifi erişimi bulunuyor.

Güvenlik:

Ben kendimi güvende hissettim. Ama birlikte seyahat ettiğim, 3 kişilik Hintli arkadaş grubunun cüzdanı metroda çalındı. Tüm Avrupa seyahatlerim içinde ilk kez böyle bir olaya tanıklık ettim. Çantanıza çok dikkat etmenizi, en azından paranızı tek bir cüzdanda taşımamanızı öneririm. Bu arada öğrendiğimize göre, eğer polis tutanağı hazırlatırsanız, ülkeye geri döndüğünüzde zararınız sigorta firması tarafından karşılanıyor, tabii eğer seyahat öncesi sigorta yaptırdıysanız. Bu konuyu da uzun bir seyahate çıkanlara araştırmalarını öneririm.

House of Malice (Casa a la malicia): Madrid halkının konuk kabul etmemek için, evlerini tek katlı gibi gösterdiği yapılar…

San Gines

 

Mercado de San Miguel

  
  

Dünyanın En Eski Restoranı Botin

Yorum Yap

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir.