Mexico City

MEKSİKA,

Amerika vizemi aldığımda, “E madem bu vizeyi kabul ediyorlar, gitmişken, bir de Meksika’ya da uğrayayım” diyerek, New York – Los Angeles gezi planı arasına bu ülkeyi de sıkıştırdım. Aslında, aklımda Cancun vardı ama sezondan emin değildim, velhasıl sonuçta 6 günlük bir gezi planladım. NYC ile Mexico City arası uçuş yaklaşık 5 buçuk saat sürüyor. Uçuşum Delta’ylaydı.

Mevsim konusunda şanslı değildim, ilk vardığımda hava yağmurlu ve biraz serindi. Normalde serin havalarda seyahati sevmem ama Los Angeles’a geçeceğim için buradaki kapalı hava çok da üzmedi.

Meksika, insanların gitmeye korktuğu bir ülke. Araştırma yaparken anahtar kelimeleri “solo femal travel”, “how to stay safe” vs gibi birçok yazıyla karşılaştım. Bu beni fikrimden vazgeçirmese de kendimce ufak planlar yapmaya başladım.

Turistlerin Meksika’da karşılaştıkları en büyük sorun kapkaç. İspanyolca bilmiyorum, bavulum büyük, havalimanından hostelime kadar toplu taşımayla gidersem “hedef turist” konumunda olacağım barizdi, bu yüzden takside karar kıldım. Bu şehirde korsan taksicilik de çok yaygın, o yüzden havalimanındaki “registered” duraklardan ayarlamanızı öneririm. Ücreti önceden konuşun, ben şehir merkezi için 14 USD karşılığı pezo ödedim. Paranızı havalimanında bozdurabilirsiniz.

Yukarıda yazdığım gibi Meksika’ya ABD vizesiyle girilebiliyor; girişte bir belge doldurtuyorlar, kaybetmeyin, çıkışta geri istiyorlar. Valiz bekleme salonu ise maalesef biraz sorunlu, neredeyse 1 saat bekledim. Sonunda baktım ki New York yerine Kolombiya bandının orada beni bekliyor 🙂 Neyse o arada biraz gözlem yapma fırsatım oldu; mesela valizler çıkarken narkotik köpekleri de etrafta dolanıyor.

Gayet güvenli şekilde hostelime ulaştım. Kalacağım yerin merkezde olmasına bu sefer extra dikkat etmiştim. Zocalo’daki Hostel Cathedral’i benimle benzer beklentilere sahip olan herkese önerebilirim. Merkezi, ucuz, harika bir terası var, ve barbekü yapıyorlar 🙂 Yeri gelmişken ekleyeyim; et çok ucuz, ben kasaptan 5 Dolar’a neredeyse bir kilo bonfile alıp barbeküye katılmıştım.

Zocala, etrafı barlar, cafeler ve restorantlarla çevrili koca bir meydan. Manzaralı bir masa yakalarsanız, yemek yerken meydanı izlemek çok keyifli. Chapultepec sonrası burada, Tlatoanis* isimli cafeye gittik. Yerli üretim biralar ve Meksika’ya özgü yiyeceklerin servis edildiği bu cafede, mekan sahibiyle birlikle meşhur “guacamole” sosunu yapma gibi bir  şansım da oldu 🙂 *Gerçi sonradan adres için kontrol etttiğimde kapandığını okudum.

Şehrin kalbinin attığı yer diyebileceğimiz Zocalo her zaman kalabalık. Ben oradayken Dünya Kupası maçları oynanıyordu. Tüm halk meydanda toplanmış ve kurulan dev ekrandan maçları izliyordu. Fanatik diyemem ama oldukça coşkululardı. Çoğu maç için işe gitmemişti. Eğer kazanırlarsa, akşamdan sabaha kadar “Paseo de la Reforma”da kutlama yapacaklarını söylüyorlardı; burası Meksika’nın Fransa tarafından işgalinden sonra Paris’teki Champs-Élysées bulvarı model alınarak yapılan ve şehir için önemli bir anlam ifade eden bir alan. Maçı Hollanda kazandığı için bu kutlamaya maalesef tanık olamadım 🙂

Yine Zocalo çevresindeki “Temple Mayor” Mexico City’nin nasıl kurulduğunu ve Azteklerin şehircilik anlayışını görmek için ziyaret edilmesi gereken bir nokta. Dilerseniz aynı isimli müzeye de girebilirsiniz.

Bu arada hostel de güzel ücretsiz aktiviteler düzenliyor ama sezona bağlı; ben “Chapultepec” turuna katıldım. Aztekler için oldukça kutsal bir mekan olan, tarih boyunca da birçok başkana ve devlet adamına ev sahipliği yapan Chapultepec Kalesi’ni aynı adı taşıyan park çevriliyor. Okuduğum kadarıyla bu park Latin Amerika’daki en büyük park.

Eğlence adına yapılabilecek en özgün aktivitelerden biri Garibaldi bölgesine gitmek. Plaza Garibaldi geleneksel yeme-içme alanları ve Mariachileriyle ünlü bir bölge. Burada ayrıca çok güzel bir Tekila müzesi bulunuyor. Geleneksel bir akşam yaşamak için, bölgenin meşhur mekanlarından Guadalajara de Noche’ye gitmenizi önerebilirim. Burada hem akşam yemeğinizi yiyebilir, hem de yerel dans gösterileri ve şovlar izleyebilirsiniz. Ben yine bunu bir tur dahilinde aldım; çünkü hem gidiş-geliş otel transferi veriyordu, hem de geceleri çok güvenli olmadığı söylenen bu yere tek başıma gitmek istemiyordum.

Meksika’da birçok müze bulunuyor; ben sadece Museum of Anthropology’ye gitme fırsatı buldum. Burası Aztek Takvimi olarak da bilinen Güneş Taşı’na da ev sahipliği yapıyor.

Meksika mutfağına ne kadar ilgi duyarsam duyayım, çok fazla yerel tat denemedim. Açıkçası çok araştırmadım da nerede ne güzeldir diye. Girişte yazmıştım, kasaptan el alarak hostelimin terasında barbeküye katıldım bir iki gece; et çok lezzetli ve ucuz. Keşfettiğim değişik tek tat “pulque” oldu. “Tanrıların içkisi” olarak bilinen Pulque, mavi agave bitkisinin suyuyla yapılan beyaz renkte bir içecek. Bir Aztek geleneği olan pulque, artık çeşitli aromalar katılarak da hazırlanıyor. Bu içkiyi içebileceğiniz en güzel local mekanlardan biri “Pulqueria las duelistas”. Ama mekan sürekli kalabalık olduğundan yer bulmakta zorlanabilirsiniz.

Meksikalılar sıcakkanlı ve arkadaş canlısı insanlar. Ama halkın şikayet ettiği bir nokta, erkeklerin turist kadınlara sürekli laf atması ve süzmesi. Hatta birisi bana “Sarışın değilsin, sana bir şey yapmazlar” dedi, ne kadar rahatlatıcı! 🙂

Civarda ne var?

Benim, bu geziyi 6 günlük planlama sebebim, günübirlik gezilere katılacağımı bildiğim içindi. Yoksa, sadece Mexico City için bu kadar gün fazla.

Teotihuacan (Tanrılar Şehri)
Bu gezilerden birini şehrin 50 km uzağındaki antik kent Teotihuacan’a yaptım, ki zaten aslında çoğu gezgin burayı ziyaret etmek için Mexico City’ye geliyor. Toplu taşımayla ulaşım mümkün ama rehberi eşliğinde gezilmesini tavsiye ederim. Benim katıldığım turdaki rehber, çok bilgili bir tarih öğretmeniydi ve neredeyse biriktirdiğim tüm soruları kendisine sordum. Bu antik kentin simgeleri “Güneş” ve “Ay” Piramitleri. Şehrin en yüksek yapısı olan Güneş Piramidi 248 merdivenden oluşuyor.

Teotihuacan’I ziyaret etmek Güneş ve Ay piramitlerini tırmanmak seyahatimin en güzel anlarından biriydi. Şehre girmeden önce uğradığımız mescal ve tekila atölyesi de mutlaka gezilmeli ve tadım yapılmalı.

Xochimilco

Xochimilco, Meksika’nın Venedik’i olarak biliniyor. Kanal ve yapay adalardan oluşan bölgenin simgesi gondol benzeri renkli “trajinera”ları. Bizim turumuza da bot turu ve öğle yemeği dahildi.

Xochimilco, halkın eğlence anlayışını ve yaşam tarzını görmek adına çok keyifli bir yer. Aynı zamanda botlarda mariachi grupları da oluyor. Kanal boyunca hediyelik eşya satıcıları da görebilirsiniz. Buraya metroyla da birkaç durak değiştirerek ulaşmak mümkün ama yine dil bariyeri yüzünden vakit kaybı olabilir.

Bir de genelde turlar ana ziyaret noktasından önce birkaç yere daha uğruyor; biz Xochimilco öncesi Frida’nın doğduğu ve Diego ile birlikte yaşadığı “La Casa Azul”a da (Mavi Ev) uğradık. Burası artık bir müze olarak hizmet veriyor, güzel bir bahçesi var. Tur dahilinde olmasa da buraya özellikle Frida sevenlerin uğramasını tavsiye ederim. Ardından yolumuzun üzerinde “University Olympic Stadium”a da uğradık; stadyum Diego Rivera tarafından hazırlanmış bir freskle çevrili.

Mexico City Tur Şirketi için; http://www.wayak.mx/tours.php

Zocalo Meydanından kareler

.
.
Chapultepec Kalesinden…
Frida Kahlo Müzesi
.
Olimpiyat Stadyumu

 Xochimilco
 .

.
 .
.
Mezcal ve tekila yapımında kullanılan Agave bitkisinin kabuğundan kağıt elde etme
 Agave Bitkisi 🙂
.
Pulque

Yorum Yap

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir.