Venedik

İTALYA,

“Dünyanın en güzel şehirlerinden biri” ünvanı o kadar iddialı ki, bir şehri anlatırken kolay kolay kullanmak istemem. Hep bir “Ama” eklerim sonuna karşımdakini fazla beklentiye sokmamak için. İstisna olarak gördüğüm ve gönül rahatlığıyla bu ünvanı yakıştırdığım tek yer var: Venedik.

Bundan yıllar önce ilk kez gittiğimde, tren istasyonundan çıkar çıkmaz beni karşılayan, ismini o an henüz bilmediğim San Simeone Piccolo kilisesi, Venedik’e olan tutkumun başlangıç noktasıydı…Yıllar sonra tekrar gidişimde ise erkek arkadaşıma söylediğim ilk şey “Lütfen istasyondan çıkarken, ilk gördüğün şeye iyi bak. Çünkü böyle bir anın dünyada benzeri yok” oldu.

Bu çok iddialı bir söz gibi gelebilir kulağa. Ama benim için, dünyada gezdiğim tüm şehirlerde olmayan bir şey var Venedik’te…Hüzün, gösteriş, tarih, tüm duyulara hitap eden bir yaşam ve yaşamın içinde durmuş bir zaman. İşte tüm bunlar Venedik’i dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak kabul etmeme yetiyor.

San Simeone Piccolo karşımda 🙂 İlk gün havanın biraz puslu olması bile güzelliğini gölgelemiyor.

Şehrin tüm güzelliği tek başına gayet çekici olsa da, biraz da aksiyon olsun dediğimizden, karnaval zamanı gittik Venedik’e. 11.yy’da başladığına inanılan ve aslında dini bir anlamı da olan festival, 21.yy’da artık görsel bir şova dönüşmüş durumda. Gösterişli kostümler, balo kıyafetleri ve maskelerle dolu Venedik sokaklarında dolaşırken kendinizi orta çağa ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. İşin güzel yanı, kimse de sizin bu hayranlık dolu bakışlarınızı yadırgamıyor. Birlikte fotoğraf çekmek istediğinizde memnuniyetle karşılıyorlar. Uzun zamandır üzerinde çalıştıkları belli olan kostümlerini yarıştırıyorlar San Marco meydanında.

Şehrin kalbinin attığı yer San Marco Meydanı… Napolyon’un deyimiyle Avrupa’nın misafir odası. Kafanızı çevirdiğiniz her noktada, daha önce fark etmediğiniz detayları görebileceğiniz devasa bir alan. Karnaval için özel kurulmuş sahnede gösteriler yapılıyor bir yandan. Diğer tarafta 1720’den beri açık olan Cafe Florian’a girmek için uzun kuyruklar oluşuyor. Bir tarafta San Marco Bazilikası’nı ziyaret etmek isteyenlerin telaşı var. Bir tarafta ise bizim gibi etrafını hayran gözlerle izleyenlerin “Şimdi ne tarafa doğru yürüsek” şeklindeki yön arayışı…Bu estetik karmaşa karnavala özgü değil tabii, daha önceki gelişim temmuz ayında olduğu için, sürekli hareketli olduğunu biliyorum ve zaten bu karmaşa bana ne kadar eski olursa olsun hala yaşayan bir şehirde olduğumu hatırlatıyor.

Kostüm yarışmasında dereceye giren kostümlerden biri

San Marco’da sıradan bir gün 🙂

Venedik’te bütün yollar ya San Marco’ya çıkıyor ya Rialto köprüsüne 🙂 Şehrin yerlilerine göre dünyanın sekizinci harikası olarak sayılması gereken bu köprü, Venedik’in en popüler turistik noktası sayılabilir San Marco ile birlikte. Zaten sokak tabelaları da bu ikisine giden yolları gösteriyor. Yani kaybolsanız bile ya Rialto’ya ya San Marco’ya kolayca ulaşabilirsiniz.

Rialto köprüsü her daim kalabalık. Ben bile kaç kere geçtiğimizi hatırlamıyorum. Köprünün üstünden kanal manzarası günün her saatinde çok güzel. Haliyle, Venedik’te araç trafiği olmasa da köprü trafiği kaçınılmaz 🙂

Karnaval sadece kostüm şovlarından ibaret değil elbette. Bu seneki programda Rialto balık pazarında ve birkaç noktada daha geceleri dj performansları ve sokak partileri vardı. 3 Euro’ya şampanya içebilmek, bu partilerin en güzel yanıydı bana göre 🙂

Günlük hayatlarına bu kostümlerle devam etmeleri çok hoşuma gitti.

En beğendiğim kostümlerden biri daha…

Venedik’te Yeme-İçme

Gözümüz Venedik mimarisi ile doyarken, midemizi pek düşünmedik desek yeridir. Önümüze ne çıktıysa onu yedik 🙂 Bu da pek tabii pizza oldu çoğunlukla. Venedik’te yeme-içme fiyatları İtalya’nın geneline göre biraz daha yüksek. 1 Dilim pizza için ortalama rakam 4-5 Euro. Venedik’e özgü şeyler denemek istiyorsanız farklı garnitürlerle hazırlanan, kanepeye benzeri bir yiyecek olan “Cicchetti” satan bistrolara da uğrayabilirsiniz.

Oturup iyi bir öğün yemek istediğimizde ise, hala eski dokusunu koruyan yerel lokantaları tercih ettik. Tren istasyonuna yakın olan Ai Bari bunlardan biriydi. Lazanya, kum midyeli ve dört peynirli tagliatelle sipariş ettik. Siparişler biraz geç geldi ama memnun kaldık.

Fazla turistik olmayan restoranlardan biri Ai Bari. 2 makarna, 1 lazanya ve 1 kadeh şarap için 31 Euro ödedik. 3 yemek de lezzetliydi.
“Artık fotoğraf çekmeyelim” dedikten 5 dakika sonra ben 🙂

Özellikle San Marco meydanı yakınlarındaki tüm kafe ve restoranlarda “coperto” denilen oturma ücreti var. Take away kahve 3 Euro iken, oturduğunuz zaman rakam 4 Euro’ya çıkabiliyor. Meşhur Cafe Florian’da oturmak isterseniz, bir kahve için yaklaşık 13 Euro’yu gözden çıkarmanız gerek.

Cafe Florian’ı izliyoruz 🙂

Venedik’te Ne Yapılır

Sorunun cevabı aslında her şey ve hiçbir şey…Venedik’te hiçbir şey yapmadan sadece sokak aralarında dolaşmak bile her şeyi yapmış olmak demek bana göre. O yüzden açıkçası herhangi bir “yapılacaklar listesine” sadık kalmadan dolaştım ben Venedik’te.

Yapmaktan en çok keyif aldığım şey, meydanlarda oturup bir şeyler içmek oldu, özellikle prosecco. İtalyanların Fransız şampanyasına cevabı olan prosecco neredeyse kahveden ucuz olunca, “Kahveyi her yerde içerim” diyerek tercihimi proseccodan yana kullandım. Özellikle Campo Santa Margherita bir şeyler içmek için keyifli meydanlardan biri.

Venedik’te kanal boyunca oturup bir şeyler yiyip içmek masa ücreti “coperto”ya karşı güzel bir hareket 🙂 Dünyanın en estetik süpermarketi olarak tanımlayabileceğim Despars’tan kalamar, kızarmış peynir ve çıtır tavuk alarak kanal kıyısında vakit geçirdik biz de.

Küçük boy Bellini 2.5 Euro

Kesinlikle görmek istediğim “Libreria Acqua Alta”‘yı da biraz zor olsa da bulabildik ancak o kadar çok sıra vardı ki girmekten vazgeçtik. Burası, türünün en orijinallerinden biri kabul edilen bir kitapçı. Eğer vaktiniz varsa görmenizi ve bana yorumlarınızı iletmenizi isterim 🙂


En beğendiklerimden biri daha…

Çok övülen Burano adası ise bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Sadece fotoğraf çekmek isteyenler için dizayn edilmiş, ruhu olmayan koca bir stüdyoya benzettim ben burayı. Bir de karnavaldan dolayı motorlarda yığılma olunca, tahmin ettiğimizden çok daha zorlu bir yolculuğa dönüştü bu adaya gelmek. Doğru düzgün fotoğraf bile çekmedim. Venedik’te vakit geçirmek varken, Burano’ya gelmeye bence gerek yok…Bu deniz yolculuğunun en ilginç yanı, denizin ortasındaki büyük Venedik San Michele mezarlığını görmek oldu. Vaktiniz varsa durağında inip burayı gezebilirsiniz. Biz Burano’ya odaklandığımız için direkt es geçmiştik.

Sokaklar o kadar kalabalıktı ki, bazen polisler San Marco’ya gidiş yollarını kapatıyordu.

Gondol ücreti saatlik 100 Euro. Ben daha önceki gidişimde de binmemiştim, bu sefer de tercih etmedik çünkü vaporettalar zaten çok güzel bir kanal turu yaptırıyorlar. Burano’ya da gideceğimiz için 24 saat geçerli kart almıştık (20 Euro). Bu kartla 2 kere vaporettoyla tur yaptık ve bence gondoldan daha keyifliydi. Bu arada seyahat kartı almak çok avantajlı, çünkü zaten vaporetta ücreti 7.5 Euro (75 dakika geçerli). Üstelik Mestre’de kalanlar için, trende de kullanılabildiği için oldukça pratik.

Venedik’te Nerede Kalınır?

İtalya’nın neredeyse en pahalı şehri olma ünvanının hakkını veren Venedik’te otel fiyatları oldukça yüksek. Merkeze yakın konaklamak istiyorsanız, gecelik oda fiyatları 200 Euro’yu geçiyor. Tüm lojistik seçenekleri değerlendirince, bizim için en uygun seçenek Venedik’in ana karaya bağlandığı nokta olan Mestre öne çıktı. Venedik’in merkez istasyonu olan St.Lucia’dan, trenle 10 dakika içinde ulaşılabilen Mestre, konaklamaya fazla para harcamak istemeyenler için ideal bir nokta. Macera aramaya gerek yok, direkt Anda Venice‘te rezervasyon yapabilirsiniz, kefilim 🙂 Dizaynı, lokasyonu, temizliği ve uygun fiyatıyla oldukça iyi bir seçenekti. Rezervasyonu, hiçbir bedel veya depozito ödemeden kendi websitesi üzerinden yapmıştık.

Hotel Cavaletto’da kalmak isterseniz 1 gecelik ortalama fiyat 280 Euro.
Venedik’in en ünlü otellerinden Bellini. Burada da gecelik oda fiyatları 250-300 Euro arası.

Venedik’e Nasıl Gidilir?

Harika bir tren sistemine sahip olan İtalya’da, şehirler arası seyahat oldukça keyifli. Milano veya Bologna’daysanız, 2-3 saatlik bir tren yolculuğu sonrası Venedik’e ulaşabilirsiniz. Venedik’in ana tren istasyonu St. Lucia. Burada indikten sonra ister yürüyerek, ister vaporetto isimli mini motorlara binerek şehri keşfetmeye başlayabilirsiniz.

Venedik’te iki havalimanı bulunuyor. Biri uluslararası uçuşların yapıldığı Marco Polo, diğeri ise Ryanair gibi firmaların kullandığı Treviso. Biz bilet alırken, ilk planımız Pegasus ile Milano’ya gidip, oradan trenle Venedik’e geçmekti. Ama uçak+tren bedelini hesaplayınca, az bir fark verip THY ile direkt Venedik Marco Polo Havalimanı’na uçmak daha mantıklı geldi. Bildiğim kadarıyla Pegasus da yakında Venedik seferlerine başlayacak.

Her iki havalimanından da Venedik merkeze veya Mestre’ye servis/otobüs hizmeti bulunuyor. Karnaval dönemi bu araçların sefer sayısı da artıyor.

Venedik’e Ne Zaman Gidilir?

Yazın seyahat etmeyi sevsem de, Venedik’e tekrar karnaval zamanı gelmek isterim. Karnaval şubat ayının ortasına veya sonuna denk geliyor. Bu sene şansımıza mart ayına kaymıştı ve hava da gayet iyiydi. Daha önce temmuzda gitmiştim ve yaklaşık 40 derece havada, sıcaktan bayılacak gibi olmuştum 🙂 Bu deneyimlerden yola çıkarak bahar aylarının en uygun zaman olduğunu söyleyebilirim. Haziran en yağışlı ay olarak biliniyor. Venedik’i yağmurda hiç görmedim ama bu efsane şehrin büyüsünü bozacak tek şeyin yağmur olduğunu düşünüyorum…

Karnaval, yağmur, şampanya aslında işin bahanesi. Bir arkadaşım “Hadi gidelim” dese hemen koşacağım şehirlerden biri Venedik. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan, insanoğlunun yeteneğine hayran bıraktıran, İtalya tutkumu perçinleyen çok değerli bir nokta. Avrupa’yı keşfetmeye yeni başladıysanız, Venedik’i en sona bırakın. Çıtayı o kadar çok yükseltiyor ki, daha sonra gideceğiniz şehirleri beğenmeme ihtimaliniz var…



Yorum Yap

E-mail adresiniz gösterilmeyecektir.